Skip to content
Increase font size Decrease font size Default font size blue color orange color green color

Erhan Ozcan

Anasayfa Panik Bozukluğu
Panik Bozukluğu
İçerik Listesi
Panik Bozukluğu
Panik Bozukluğu II
Tüm Sayfalar

Panik bozukluğu ani ve nedensiz olarak başlayan ve birkaç dakikadan -nadiren de olsa- bir saate kadar sürüp kendiliğinden sonlanan, çok şiddetli ölüm ya da çıldırma korkusuna çok sayıda bedensel belirtinin eşlik ettiği panik ataklarıyla seyreden, tedavi edilebilir bir psikiyatrik hastalıktır.

Panik bozukluğu, tedavisi olan bir hastalıktır; kişinin karakterinin zayıflığı, hatası, yanlışları ya da yaşam tarzı nedeniyle karşı karşıya kaldığı bir durum değildir.

Eğer panik bozukluğunuz varsa; hiçbir neden yokken, birden, yoğun bir korku duygusuna kapılırsınız. Aklınıza korkunuzun şiddetini artıran ve başka korkulara da kapı açan olumsuz düşünceler üşüşmeye başlar. Örneğin: Kalp krizi geçiriyor olabileceğinizi düşünürsünüz. Soluksuz kalacak, boğulacak gibisinizdir. Beyin kanaması geçirecek ve felç olacaksınız düşüncesine kapılabilirsiniz. Bayılacak gibi olmanız size bedensel bir hastalığınız olduğunu düşündürür. Bu bedensel hastalık nedeniyle ölüverecekmişsiniz gibi bir beklentiye girersiniz.

Bütün bunları, "ATAK" diye tanımladığımız, başlamasıyla bitmesi bir olan bir sürede yaşarsınız. Gerçekte ne kadar kısa olursa olsun, ataklar size bir ömür kadar uzun gelir. Bittiğinde kendinizi yorgun, şaşkın, korkmuş, üzgün ve çaresiz hissedersiniz.

Ataklar o kadar korku vericidir ki, ataklar arasındaki dönemlerde de "ya şimdi yine olursa" diye atak gelecek korkusu yaşarsınız. Buna 'beklenti kaygısı' denir.

Panik bozukluğu, panik atağı ve beklenti kaygısı yaşamınıza adeta yeni bir düzen getirir. Çünkü artık bunları kollayarak yaşamaya başlamışsınızdır. Atakla ilgili koşullan ve durumları denetlemeye çalışırsınız. Belli yerlerde bulunmayı reddeder, belli durumları olabilecek en kısa zamanda önlemeye çalışır, bu yer ve durumlardan sakınırsınız (Kaçınma davranışı). Bütün bunlar, tıbbi müdahale olmaksızın, tedavi edilmeksizin kolay kolay baş edilebilecek zorluklar değildir; kişiyi mutsuz eder, çaresiz bırakır, işini gücünü yapamaz hale getirir. Korku kişinin tüm yaşam enerjisini emer. En akınındakilerden en uzaktakilere, ilişkileri artık eskisi gibi değildir.

PANİK ATAĞI GERÇEKTE NEDİR?

Biz, insanlar dahil tüm canlılar yaşamımızı tehlikeye düşürebilecek durumlara karşı korunma düzenekleriyle doğuştan donanımsızdır. Yaşamımızı tehdit eden olası herhangi bir durumda tüm canlılar gibi biz insanlarda da iki temel tepki oluşur; SAVAŞ YA DA KAÇ!

Her iki tepkiyi oluşturan da beynimizdir. Beynimiz, duyu organları aracılığıyla, yaşamsal bütünlüğümüzü tehdit eden durumlar olup olmadığını sürekli denetler. Bazı duyumlar doğuştan itibaren beynimiz tarafından tehlikeli olarak bilinir. Örneğin çok şiddetli gürültü, derimize bir iğnenin batması, yaralanma, ateş, yükseklik, karanlık gibi. Birçoğumuz bebeklerin ani bir gürültüden sonra korku içinde ağladıklarını gözlemlemişizdir. Doğuştan beynimize kayıtlı olan tehlikeli durumlar algılandığında beynimiz istem dışı bir etkinlik gösterir. Beynimizin bazı bölgelerinden adrenalin adı verilen kimyasal bir madde salgılanır.

Bu madde, vücudumuzu, yaklaşan tehlikeye karşı SAVAŞMAYA YA DA KAÇMAYA hazırlar.

  • Soluğumuz sıklaşır,
  • Kalbimiz daha hızlı çarpmaya başlar,
  • Barsaklarımız kasılır,
  • İdrarımız sıkıştırır,
  • Tüylerimiz dikilir,
  • Ağzımız kurur.

Bütün bu değişimler, yaklaşan tehlikeyle baş edebilmek için bedenimizin hazırlanması amacına yönelik olarak ortaya çıkmaktadır.

Yaşamı tehdit edebilecek tehlikelerin büyük çoğunluğunu ise büyüdükçe öğreniriz. Bu öğrenme süreci (aslında) oldukça zordur. Çocuklara karşıdan karşıya geçerken araçlara dikkat etmek gerektiğini öğretmenin ne kadar güç olduğunu hepimiz biliriz. Çocuklar çoğu zaman kendilerine zarar verebilecek nesne ya da durumları -ebeveynlerinin tüm uyarılarına karşın- hemen kabullenmek yerine araştırmak isterler.

Ancak bir kez canları yandıktan sonra artık başka bir uyarıya gerek kalmadan o nesne ya da durumdan hatta o nesne ve durumları çağrıştıran şeylerden korkuyla uzak durmaya başlarlar. Tüm uyanlara karşın evin kedisini sıkıştıran çocuğun, kedi onu bir kez tırmaladıktan sonra, oyuncak kedilere bile dokunmaktan kaçındığına tanık olmuşsunuzdur.

Öncesinde beynimizce tehlikeli olarak kaydedilmemiş ise belli durumların tehlikeli olduğunu ya yaşayarak ya da görüp işiterek öğreniriz, Bir kere öğrendikten sonra artık o durumlar da bizim için istem dışı tehlike işaretleri haline gelir. Tehlike işaretleri, ani ve beklenmedik durumlar olmaları nedeniyle önemlidir. Örneğin, o güne kadar sol göğüs bölgesinden başlayıp omuza doğru yayılan bir ağrının kalp krizi ağrısı olabileceğini bilmiyorsak, böyle bir ağrı hissetsek bile bunu kalp kriziyle bağdaştırmayız.

Ancak, bir yakınımız, tanıdığımız benzer şekilde başlayan bir ağrıdan sonra kalp krizi geçirirse ya da onu kalp krizi sonucu kaybedersek, artık bu tip ağrılar bize sadece ölümü çağrıştırmaya başlar. İşte, panik atağı sırasında beyin, ortada tehlikeli bir durum yokken yaşamı tehdit eden bir tehlike varmış gibi bir "yanlış" alarm sinyali alır ve tehlike karşısında istem dışı olarak harekete geçen savunma mekanizmalarının tümünü hızla çalıştırır.

Böylece kişi aniden kalbinin hızla çarpmaya, soluğunun hızlanıp kesilir gibi olmaya, ağzının kurumaya, tüylerinin diken diken olmaya başladığını ve aynı anda yoğun bir korku duygusunun içini kapladığını hisseder; panik atağı başlamıştır.

Panik atakları başladıktan sonra, doktorlara başvurulmasına, muayene ve tetkikler sonucunda "bir şeyiniz yok" denmesine rağmen ataklar sürünce; kişi bedeninde olup biten her türlü değişikliğe aşırı duyarlı hale gelmeye başlar. Eskiden önemsemediği bedensel hislerin tehlikeli bir hastalığın işaretleri olabileceğinden endişelenmeye başlar.

BAŞLANGIÇ YAŞI

Genellikle yetişkinliğe geçiş ya da erken yetişkinlik dönemlerinde başlamakta ancak çocukluk cağında da başlayabilmektedir. Hastalığın görülme olasılığı, ek olarak otuzlu yasların ortalarında gene artmaktadır.

Toplumda hastalığın hayat boyu görülme yaygınlığı % 1.5-3 arasında değişmekte olup, hastaların %75’ini kadınlar oluşturmaktadır. Kadınlarda % 2.1 ,erkeklerde % 0.6 oranında görülmektedir.

PANİK ATAĞI'NIN BELİRTİLERİ

Panik Atağı'nın başlıca belirtileri:

  • Korku
  • Birazdan ölecekmiş gibi hissetme,
  • Aklını kaçırıyormuş, çıldıracakmış gibi olma korkusu,
  • Kontrolünü kaybetme korkusu,
  • Kalp çarpıntısı,
  • Göğüs ağrısı,
  • Göğüste sıkışma, basınç hissi,
  • Hızlı soluk alıp verme,
  • Soluk alamama, boğulacakmış gibi olma hissi, Sersemlik, kafada ağırlık hissi,
  • Bayılacak gibi olma,
  • "Dizlerinin bağı çözülüyormuş" gibi olma,
  • Ellerde titreme, terleme, sırtından soğuk ter boşalması

Panik atağının en önemli özelliği, ortada hiçbir neden yokken aniden başlamasıdır. Ataklar birkaç dakikadan yarım saate kadar sürebilir ama hemen hiçbir zaman bir saatten uzun sürmezler. Panik Atakları genellikle 10-15 dakika kadar sürer.



 

Anket

Aniden başlayan, dakikalar içinde şiddeti giderek artan, sıkıntı hissi, çarpıntı ve ölüm korkusu ile seyreden bir durum hiç yaşadınız mı?
 

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 3 ziyaretçi çevrimiçi

Ziyaretler

mod_vvisit_counterBugün100
mod_vvisit_counterBu Ay1221
mod_vvisit_counterToplam136401

Üye Giriş Formu